Mehmet Zafer

Mehmet Zafer

mehmetzafer@hotmail.com

Rotasız Kaptan

Adı hasret olan bir denizde yalnızlık gemisinin rotasız kaptanıyım ,yönü belli olmayan akıntılara sürükleniyorum. Yol biter mi , biterse nerede nasıl bitecek hiçbir fikrim yok. Bir yanda yüzümde uzayıp giden hüzün, bir yanda kalbimin eşiğinden ayrılmayan yalnızlık. Üstelik gözlerime yaslanan bir de yorgunluk var.  Gökyüzünde akıp giden bulutlara çentik atarak saniye saniye akıyorum gizlere. Dibi görünmeyen karanlık sularla dertleşiyorum, üstelik bir de balıklar var , sır alıp uzaklaşan. Güverteme konmuyor martılar, epey yol almışım anlaşılan.

Yağmur acılarıma umarsız çiseliyor, yüzümdeki buzdağı  efkâr alıp başını gidiyor uzaklara. Kim bilir hangi karanlık gecenin uçsuz diyarından alıp getiriyor yüreğime gömdüğüm çığlıklarımı ? Kulaklarımda rüzgârın rüzgâra hicran dokuduğu ıslıklar çınlıyor  ; uzak diyarlardan alıp kurşun gibi yüreğime gömüyor  ismini her solukta. Gözlerimde kanıyorsun , maviliğini yitirmiş gökyüzüne açtığım ellerimin arasından kayıp gidiyorsun , gövdesi çökmüş güverteme yığılıp kalıyor bedenim.  Sensizliğin yüreğimde açtığı uçurumlar sisleri kanatıyor hayatımda her sabah. Daha ne zamana kadar taşır  yüreğim bunca ağrıyı bilemiyorum. Sanki bütün acılar acılarıma göç ediyor. Özlem duvarları örülüyor dört yanıma, hangi yöne dönsem bir sensizlik dikiliyor karşıma . Seslensem , dudaklarımdaki sözcükler sancı oluyor,kuş dalgaları havalanıyor karşı yamaçlarda. Bir dağın ıssızlığı görünüyor ufukta, paylaşır mı dersin acılarımı ? Yalnızlığımı misafir eder mi ? Gidip sığınsam koynuna , okşar mı saçlarımı ? Duyarsız kalır mı özlemlerime ?

 Bütün ağaçları kesilmiş, yeşili tırpanlanmış bir bahçe gibiyim .İçimde bir korku, bir tereddüt titriyor gözlerimde. Dudaklarım acı tebessümler bırakıyor maviliği gün yüzüne vurmuş sulara. Issız bir yamaca bırakmak istiyorum yorgun cüssemi.Kim bilir kaç acıyı sinesine sakladı topraklar ?  Benim de acılarımı kaldırabilir mi , dalları kurumuş ağaçlara ev sahipliği yapan çoraklaşmış toprak eskisi ? Gözlerime yağan yağmurlar can verse , yeşile boyansa da  gözlerini uzun uzun seyretsem dağ başında. Belki  menekşeler, yediverenler de filizlenir yükselince güneş dağın ensesinden ..! Kim bilir belki hayalin dikilir karşıma, gurbet türküleri dökülür alev ateş dudaklarından, ıslak kirpiklerine yaslarım asrın yorgunluğunu üzerinde taşıyan yanaklarımı. Senden sonra kimsesiz bir çığlık oldu ömrüm, taş yığınlarının altında yankılandı sesim.  İçimin feryadını benden başka duyan olmadı. Belki hüzünlerim gecelerine hicran kattı, sen hissettin acılarımı. Ne zaman adını fısıldasa yankılar , içimde bir hoşluk başımı döndürdü. Baştan sona yangınlardan kül olmuş kentleri yeniden inşa ettim.

Ah sevdam, duyarlı yanım, kirpiklerime gömdüğüm hülyam ! Hayat neden bu kadar acımasız oldu senden sonra ? Neden etrafımdaki insanlar sorgu dolu bakışlarını çekmiyor üzerimden ? Bu kadar mı çırılçıplak bıraktın beni ? Her gece uykuya yatan bu kederli dağ bile, hasretinin gözlerimde  çağlayan uğultusuna uyandı. Ay bulutların arkasından sıyrıldı, yıldızlar akıp gidiyor gökyüzünde vurulmuş kuşların kanatlarında. Solgun kakülleri toprağın karnına sarılmış çiçeklere bırakıyorum duygularımı. Hangi yol umuda taşıyacak kahır yüklü yüreğimi ?  Ya da hangi yolun yorgunluğu anlayacak halimi ? Bu dalga dalga havalanan kaçıncı göçün kuşları? Hangi göçün sonunda geleceksin ?  Hangi baharın koynunda yeşereceksin ? Yoksa ben yine karanlık sularda , hasret gemisinin rotasız kaptanı olarak yönü ve akibeti belli olmayan bir buzdağı çölünde mi ruhumu kanatlandıracağım ?

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları
Haber Scripti: KayısıNet - Malatya Web Tasarım | Hosting Yer Sağlayıcı: MiTelekom